Site Kullanım Şartları
Gizlilik Bilgileri
Havaifişek, Havai fişek

SIKÇA SORULAN SORULAR

HÜSAD nedir, neden kurulmuştur, görevleri nelerdir?
HÜSAD, Havai fişek Üreticileri, Satıcıları ve Atıcıları Derneği’ nin kısa adıdır.

Havai fişek Üreticileri, Satıcıları ve Atıcıları Derneği (HÜSAD), sektördeki sorunları çözmek, sektöre düzen getirmek, konu ile ilgili kişilere bilgi ve eğitimler vererek bu işin tehlikesini azaltmak üzere kurulmuştur.

Havai fişekler ile ilgili ülkemizdeki düzenlemeyi ve güvenliği sağlamayı misyon edinmiş derneğimiz (Havai Fişek Üreticileri, Satıcıları ve Atıcıları Derneği – HÜSAD) yurt çapında önemli çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmaların başında ilgili kurumlar ile görüşmeler yaparak sektörün tanıtımı ve düzenlemelerin yapılması (birçok ilde havai fişek gösterilerinin yapılacağı yerlerin tespiti ve uyulması gereken kriterler ile ilgili çalışmalar yapılmıştır) gelmektedir. Önemli bir eğlence sektörü olan bu alanda binlerce kişilik istihdam sağlanmaktadır. 

Havai Fişekler ile ilgili ülkemizdeki genel durum nedir?
İlk çıkış kökeni Türk’ lere dayanan ve asırlardır eğlencenin vazgeçilmez aracı olan havai fişek ve piroteknik ürünler sektörü; imalatçısı, ithalatçısı, bayisi, satıcıları, çalışanları ve aileleri ile birlikte binlerce kişiden oluşan dev bir sektördür. Sektörde bilinçsiz olarak faaliyet gösteren ve gerekli kontrolleri yapılmayan/yapılamayan kişilerden dolayı gerek medya gerekse devletin birçok kurumu tarafından sektöre büyük darbeler vurulmaktadır. Hâlbuki İçişleri Bakanlığı, bu konu ile ilgili tüm düzenlemeleri yapmıştır. Bu düzenlemeleri ilgili birimlerin denetimine bırakmıştır.

Üyelerimizden gelen bilgiler doğrultusunda birçok ilimizde ve bölgede keyfi sayılabilecek şekilde bu tür eğlence aracı ürünler yasaklanmaktadır. Bu konu ile ilgili kamuya açılan davaları üyelerimiz kazanmış olsalar da geçici olarak iş kaybı, sektörü maddi ve manevi açıdan olumsuz etkilemektedir. Bunun yerine ilgili tüzük ve genelgelerin yetkili kişiler tarafından incelenerek gereğinin yapılması sektörün tüm paydaşlarının yararına ve de en önemlisi ülkemiz yararına olacaktır. Bu konuda ithalatın önlenmesinin yerli üretici ve kullanıcıların güvenliğini artıracağını da vurgulamak isteriz. Fakat bu konu ile ilgili düzenlemeler de ilgili tüzük ve genelgelerde (taşıma, depolama ve kullanma ile ilgili uygulanacak denetimler 87/12028 karar sayılı tüzük ile belirlenmiştir) belirtilmiştir.

Havai Fişekler ile ilgili güvenlik önlemleri ve testler nelerdir?
Havai fişek ile ilgili güvenliği sağlamak ve ülkemizdeki üretici ve organizatörleri korumak ve sektörü geliştirmek için kontrolsüz bir şekilde ülkemize giren ve ülkemizde üretilen havai fişeklerin hayati önem taşıyan bir takım testlere tabi tutulması gerekmektedir. Bu testler özetle şunlardır (TS EN 14035 standartında ayrıntılı olarak verilmiştir.);

- Ses basınç seviyesi (dBA),
- Havai fişeklerin çıkış yüksekliği ve sapma açılarının tayini,
- Yanan parçacıkların yere düşerken söndükleri mesafenin ölçümü,
- Taşıma esnasındaki güvenliği gösteren stabilite deneyi,
- Tutuşma noktası tayini,
- Titreşim deneyi,
- Eğimli zeminde stabilite deneyi

Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın havai fişek ve benzeri patlayıcı maddelerin ithalatında vergi oranlarına yüzde 150 artış yapması hakkındaki olumlu-olumsuz görüşleriniz nelerdir?
Havai Fişek Üreticileri Satıcıları ve Atıcıları Derneği (HÜSAD) üyesi olan ve ülkemizdeki tek üretici olan Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası 2007 yılı başlarında 21.04.2004 Tarih ve 25440 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan “Çin Halk Cumhuriyeti Menşeli Malların İthalatında Gözetim ve Korunma Önlemleri Hakkında Karar” içerisinde yer alan “Madde 1  a) Ç.H.C. menşeli malların ithalatında meydana gelen artışların veya bu malların ithalatının gerçekleşme koşullarının benzer veya doğrudan rakip mallar üreten yerli üreticiler üzerinde pazar bozulmasına yol açması veya yol açma tehdidi oluşturması halinde veya;” maddesine uygun olarak ilgili mercilere müracaat etmiştir. Konusunda uzman yetkililerce yapılan kapsamlı araştırmalar sonucunda üyemizin lehine bir karar çıkmıştır. Bu karar yerli imalatçıyı korumaya yönelik bir karardır. İthalatın tamamen engellenmesi söz konusu değildir. Yalnızca yerli üretimi teşvik eden bir yaklaşım vardır. Bu karara milli açıdan bakılmalıdır. Havai fişek sektörü her geçen gün büyüyen ve gelişen bir sektördür. Coşkunlar havai fişek fabrikası ise tüm Türkiye’ ye yetecek kapasitede faaliyet gösterebilecek bir firmadır. Kar marjını yüksek tutmayan firma büyük risk taşıyan çalışmalarını ülkenin çıkarına devam ettirmekte ve bu işi tamamen yabancıların eline bırakmak istememektedir. Firma, 1995 yılından bu yana Geyve/Adapazarı’ nda bulunan 55 dönüm üzerine kurulu, 20 dönümlük kapalı üretim alanında, yaklaşık 270 çalışanı ile 350’ den fazla ürün çeşidiyle Havai Fişek, Piroteknik Oyun ve Eğlence Aracı ürünler üretmektedir. Çalışanların aileleri ile birlikte yaklaşık 1.000 kişiye ulaşılmaktadır. Bu sayıyı organizatörler ve çalışanlarını da dâhil ettiğimizde çok sayıda paydaşının olduğu görülmektedir.

Çin malları ile ilgili kısıtlamalar, bütün dünyanın aldığı tedbirlere paralel olarak, ülkemizde de uygulanmaktadır. Birçok sektörde (oyuncak, bisiklet, ayakkabı, …) ithalat kısıtlamaları ve yerli üreticilerin desteklenmesi sağlanmaktadır. Üyemiz yasal haklarını kullanarak başvurusunu resmi yoldan yapmış ve lehine bir karar çıkmıştır.

Bu uygulama üyeniz olan ülkedeki tek üreticiye nasıl yansıyacaktır?
Üyemiz, yüksek kapasitede üretim yapacak tarzda bir yerleşim alanlına sahiptir. Güvenlik en üst düzeyde tutulmaktadır. Gerekli tüm izinler alınmış ve rutin kontroller sürekli yapılmaktadır. Fakat Çin mallarından dolayı kapasitesinin çok altında imalat yapmaktadır. Tüm kalite standartlarını sağlayan ürünler ile pazarda yerini almış bulunmaktadır. İç piyasanın tamamına yetecek kadar imalat gücü bulunmaktadır. Bu karardan sonra paramız yurtdışına gitmeyecek ülkemizde kalacaktır. Böylece istihdam artacak ve yerli paydaşlarımızın mutluluğu artacaktır. Ürünlerde kullanılan yarı mamulleri de dikkate alırsak yurtiçindeki tedarikçilerimizde de ciddi bir iş potansiyeli doğacaktır.

Uygulamanın sadece Türkiye’deki tek üretici olan Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’ na yarayacağı, ithalatçı firmaları ise bitireceği iddia ediliyor. Bu konu hakkındaki görüşlerinizi belirtebilir misiniz?
Bu kararın üyemiz olan Coşkunlar Havai Fişek lehine olduğu ve dolayısıyla milli bir karar olduğu bir gerçektir fakat ithalatçıları bitireceği konusu ise bizlerin yorum yapabileceği bir konu değildir. Öncelikle ithalatçıların taleplerine kar marjlarına, sektöre katkılarına, istihdam ettiklerine, insan sayılarına ve yerli üreticiye verdikleri zararlara bakılmalıdır. İthalatçıların yanında olmak aynı zamanda Çin’ li üreticilere destek vermek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ithalat-ihracat arasındaki açığın büyümesine katkıda bulunmak demektir. Üyemiz olan Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası ithalatçıların tüm ihtiyaçlarına cevap verebilecek ürün çeşidine ve yüksek kalite de ürünlere sahiptir. Bu ürün ihtiyaçları öncelikle yerli imkânlar ile karşılanmalıdır.

Üyenizin Türkiye’deki toplam havai fişek satışlarındaki payı nedir, 2007 yılı cirosu ne kadardır, 2008 hedefleri nelerdir?

Üyemiz olan Coşkunlar Havai Fişek Fabrikasının piyasadaki payı yaklaşık %30 civarındadır. 2007 cirosu ise yaklaşık 11.000.000 YTL’ dir. 2008 hedefleri içerisinde aşağıdaki konular bulunmaktadır.
- TÜBİTAK destekli ve askeri amaçlı piroteknik ürünlerin çeşidini artırarak yerli imkanlar ile önemli ürünleri askeriyeye sunmak. Bu kapsamda firma İşaret fişekleri için TÜBİTAK desteği almış ve projeyi başarı ile tamamlamıştır. Bu ürünün akredite kuruluş tarafından belgelendirilmesi işlemleri devam etmektedir.
- Akredite kuruluşlar ile yapılan çalışmalar neticesinde, ürünlerine uluslar arası geçerliliği olan kalite standartlarını uygulamak (SOLAS, BAM, v.b.)
- Tüm ürünler ile ilgili Türk Standartları Enstitüsü Ürün Kalite Belgelendirme işlemlerini tamamlamak. Bu kapsamda bir çok ürün ile ilgili testler tamamlanmış ve belgelendirme işlemi gerçekleştirilmiştir.
- Derneğimiz aracılığı ile ülkemizde havai fişekler ile ilgili güvenliği artırmak. Üyemiz bu kapsamda birçok ilin valilikleri ile havai fişeklerin depolanması, taşınması, atış yeri ve atışı gerçekleştiren kişinin taşıması gereken özelliklerin belirlenmesi gibi konularda çalışmalar yapmaktadır.
- Sektöre yön veren ve sektörde sürekli iyileşmeyi benimseyen firma, havai fişek sektörünü; üzüntü kaynağı değil eğlence sektörünün vazgeçilmezi haline getirmeyi amaçlamaktadır.


Türkiye’deki havai fişek sektörünün geleceği hakkında yorumlarınız nelerdir?
Havai fişek sektörünün geleceğinin çok iyi olacağını düşünmekteyiz. Eğer ülke olarak biz üretirsek kontrolünü de biz yapabiliriz. Ürünleri yurtdışından hazır olarak almak, bilinmeyen riskleri de almamız anlamına gelmektedir.

Sektörü bitirmek isteyen birçok güç bulunmaktadır. Bu yok etme çalışmaları gerek medya aracılığı ile gerekse resmi yazışmalar ile gerçekleştirilmektedir. Bir taraftan yasaklama çalışmaları devam etmekte iken diğer taraftan birçok ilde yabancı kaynaklı görkemli gösteriler yapılmaktadır. Bu gösterilerde de maalesef milli çıkarlar gözetilmemekte ve ürünler yurtdışından alınmaktadır. Havai fişek sektörü; binlerce çalışanı ve aileleri ile birlikte ülkemizin önemli bir iş alanıdır. Sektörümüz ile ilgili dış tehdit (Çin Halk Cumhuriyeti başta olmak üzere gerçekleştirilen ithalat) alınan önlemler ile bir nebze azaltılmıştır. Sektörümüz son günlerde iç tehditlere maruz kalmaktadır. Bu tehditler havai fişeklerin yalnızca zararlı olduğu varsayılan yönleri ortaya çıkarılarak direk yasaklama şeklindedir. Varsayımlar şunlardır;

- Havai fişekler dökülen küllerden dolayı tarihi eserlere zarar vermektedir.
- Gürültü nedeni ile hayvanlar kontrolsüz bir şekilde kaçışmaktadır.
- Besi hayvanlarının verimleri düşmektedir.
- Ses seviyesinin yüksek oluşundan dolayı kulaklarda kalıcı hasarlar oluşmaktadır.

Yukarıdaki iddiaların tamamen önyargılı bir biçimde yazıldığını vurgulamak isteriz. Sektörümüzde yerli imalatçı olan Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası Avrupa standardı olan ve TSE tarafından da kabul edilen EN 14035’ e göre üretim yapmaktadırlar. Bu standarda göre ses seviyesi 120 dbA’ dır. Bu ses seviyesi hiçbir şekilde aşılmamakta ve bir araç korna sesinin seviyesi civarlarındadır. Ses seviyesi yalnız başına değerlendirilmemeli bunun maruz kalma süresi ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Ortalama olarak bir havai fişek gösterisi 8-10 dakika sürmektedir.

Havai fişeklerin direk olarak yasaklanması en kolay yoldur. Fakat bunun ülkemize vereceği zararlarında bilinmesi gerekmektedir. Birçok ilin Valilik, Kaymakamlık, Emniyet Müdürlükleri’ nden derneğimize gelen talepler doğrultusunda havai fişeklerin; depolanması, taşınması ve atışları gibi konularda ortak çalışmalar yapılmaktadır. Varsayılan zararlarının ortadan kaldırılması ancak bu kriterlerin belirlenmesi ile sağlanacaktır. Bu nedenle her ilde yetkili merciler aracılığı ile Havai fişeklerin; depolanması, taşınması, gerekli izinler ve miktarlar, atıcı ile ilgili sertifikalar ve sahip olması gereken özellikler, atış alanlarının taşıması gereken özellikler ve çevre koşulları (tarihi mekanlar, orman alanları, dinlenme yerleri, yoğun yerleşim yerleri v.b.) gibi özelliklerin belirlenmesi ve atış izninden önce yine aynı merci tarafından atış yapılacak yerlerde keşif yapılarak izin verilmesi gerektiğinin ülkemizin ve üyelerimizin yararına olacağını vurgulamak isteriz.


Havai Fişeklerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin; 
a- İnsan sağlığı üzerinde patlamalardan dolayı travmalar oluşabileceği,
b- çocuklarda kalıcı işitme hastalıklarına neden olabileceği,
c- gece geç saatlerde yapılan havai fişek patlamalarından çıkan sesin çocukların ruhsal gelişiminde bir travma etkisine yol açabileceği, gece korkularının temelinin atılabileceği,
d- ortaya çıkan gürültü kirliliğinin insanlar üzerinde iletişim bozuklukları, konsantrasyon ve öğrenme zorlukları yaşayabileceği,
e- sinirlilik ve strese yol açan uyuma zorluğu gibi ruhsal-duygusal kategoriye giren etkiler,
f- yanma ve patlamalardan oluşabilecek el ve yüz yaralanmaları, parçalanmalar,
g- solunum sistemi rahatsızlıkları,
h- kimyasallara karşı oluşan alerjiler,
ı- patlamalardan sonra yapılan hava analizlerinde havadaki cıva, kurşun, kadmiyum, bakır, krom gibi maddelerin normalin 4 ila 5 katı artarak solunan havada yoğun kirlilik oluşturduğu ve bundan dolayı oluşan zehirli gazların ciğerlere zararlı olabileceği,

olduğu iddia edilmektedir. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Yukarıdaki iddialara toplu olarak cevap vermek mümkündür. Öncelikle Havai Fişek’ i tanımlamakta fayda vardır;
Havai fişek, potasyum nitrat, kükürt ve meşe odunu kömürünün karışımı ile yapılan, gökyüzünde renkli basit gösterilerde kullanılan kutlama aracıdır. Havai fişekler bakır, çinko, sodyum gibi maddelerle renklendirilir.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Havai_fişek

EN 14035 standardına bağlı olan havai fişekler için uluslar arası olarak kabul görmüş kriterler vardır. Bu kriterlere göre yanan maddeler ve küller en fazla yere 30 metre kala sönmelidir. Ses seviyesi en fazla 120 dB (A) olmalıdır. İçeriğinde; standart dokümanında da görülen zararlı kimyasallar bulunmamalıdır. TSE bu Avrupa standartını kabul ederek yayınlamış ve ülkemizde de yürürlüğe girmiştir. Bu standart kapsamında üyemiz olan üretici firma belgelendirmesini tamamlamıştır ve ürünleri ile ilgili sorumluluk almıştır.

Gürültünün zararları herkes tarafından bilinmektedir. Fakat gürültü yalnız başına anlam ifade eden bir terim değildir. Bu terimin maruz kalma sıklığı, maruz kalma mesafesi, maruz kalma süresi de dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Fabrikada rutin kalite kontrol uygulamalarında 90 dB (A)’ yı geçen havai fişeğe rastlanmamıştır. Bir gösterinin 8-10 dk. sürdüğü düşünülürse aşağıdaki Gürültü Kontrol Yönetmeliği’ nin ilgili kısmı ile karşılaştırmakta fayda vardır;





Standart tan alıntı;

 

Sesin ve gürültünün psikolojik etkileri konusunda da birçok araştırma bulunmaktadır. Fakat yine çıkan sesin sınır değerlerin üzerinde olduğu varsayılarak atıfta bulunulduğu için havai fişek ses seviyesini kapsamayan bu iddia için aşağıdakileri alıntı yaparak söylemekte yarar vardır;

“Ses ve işitme” canlılara verilen en önemli özelliklerden ikisidir. İnsanlarda ses ve işitme, temel ihtiyaçlar ötesinde, yüceltilmiş bazı görevleri de üstlenmiştir. Güzel sesi duymak, haz duygularını okşayan müzik melodilerini dinlemek dinlendirici, haz verici şeylerdir. Bunlar sesin olumlu, hoşa giden yanları iken, birde hoşa gitmeyen türde sesler vardır ki, işte o zaman “gürültüden” söz edilir.
Günümüzde insan, teknolojik gelişmeye paralel olarak, jet uçakları, yer altı trenleri ve pop müzik konserleri gibi çok yüksek düzeyde arka plan gürültülerine alışmak zorunda bırakılmıştır. Bu tür gürültülerden şiddetleri 80 ile 120 desibel arasında olanlar normal konuşmayı imkansız kılar. Şehirlerde taşıtlar, makineler gürültünün artmasına sebep olur.
Sesin ruhsal açıdan gürültü niteliğini alması sırasında, algı mekanizması işe karışır. O sesin, kişi için taşıdığı anlam da sesin değerlendirilmesinde belli ölçüde rol oynar. Eğer o ses kişinin hoşuna giden bir olayı simgeliyorsa, belki de daha alçak olan ama onun hoşuna gitmeyen bir olaya ait olan sesten daha az rahatsız edici nitelik kazanmıştır. Kişinin çıkarları da sesin gürültü olarak algılanmasında etkili olabilir.


Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu
İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
İç Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatri)

Sn. Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu’ nun bir makalesinden alıntı yapılmıştır.

Görüldüğü gibi belli sınırların üzerinde ve şiddeti anımsatacak sesler (silah v.b.) insanda rahatsızlık yaratırken eğlenceyi anımsatan ve ses seviyesi düşük olan havai fişekler ise çoğunluk için ruhsal açıdan rahatsızlık yaratmamaktadır.

Havai fişeklerin atılması ile havaya zararlı kimyasallar karışmamaktadır. Bilakis farklı etkenlerden havaya verilen zararlar aşağıdaki metinde net bir şekilde anlatılmıştır;

HAVA KİRLİLİĞİNİN ÇEVRE VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ
 
Hava kirliliğinin, başta insan sağlığı olmak üzere görüş mesafesi, materyaller, bitkiler ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır.
 
Katı yakıtlar ve akaryakıt gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasından meydana gelen katı ve sıvı parçacıkların bir gaz karışımı olan duman, hava kirliliğinin bir çeşitlidir ve görüş uzaklığını azaltıcı bir etkiye sahiptir. Hava kirliliğinin, sanatsal ve mimari yapılar üzerinde tahrip edici ve bozucu etkisi vardır. Bitkiler üzerinde ise öldürücü ve büyümelerini engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle hava kirliliği hem canlıların sağlığı açısından, hem de ekonomik yönden zarar vericidir.
 
Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri, atmosferde yüksek miktardaki zararlı maddelerin solunması sonucu ortaya çıkar. İnsanların sağlıklı ve rahat yaşayabilmesi için teneffüs edilen havanın mutlaka temiz olması gerekir. Havanın doğal yapısını bozan ve kirleten maddelerin başka bir deyişle kirli havanın solunması, özellikle akciğer dokularını tahrip edici ve öldürücü olabilmektedir. Solunum yolu ile alınan hava içerisindeki parçacıklar ve duman, teneffüs esnasında yutulur ve akciğerlere kadar ulaşır. Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçacıklar, akciğer kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilmektedir. Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından oluşan duman ve isin astım, çeşitli burun ve boğaz hastalıkları hatta mide hastalıkları gibi özellikle solunum yolları ile ilgili hastalıklara belirli ölçüde sebep olabileceği öne sürülmektedir. Şiddetli hava kirliliğine maruz kalınması durumunda, bunun insan sağlığına olan etkisi ile hava kirliliğinin düşük miktarlarına, uzun zaman maruz kalmanın etkileri farklı olmaktadır.
Atmosfer kirliliğinin bir bölümünü oluşturan metaller; fosil yakıtların yanması, endüstriyel işlemler, metal içerikli ürünlerin insineratörlerde yakılması sonucunda ortama yayılırlar.
İnsan sağlığını geniş çapta olumsuz yönde etkileyen metaller arasında atmosferde yaygın olarak bulunan; Kurşun, Kadmiyum, Nikel, Civa metalleri ve asbest önem taşımaktadır. Diğer metallerin bir kısmı insan yaşamında temel yönden önem taşır, diğer bir kısmının konsantrasyonu ise insan sağlığını tehdit edecek boyutta olmadığından önem göstermez. Belirli limitlerin dışında bulunabilecek her türlü metal, insan sağlığı üzerinde toksik etki gösterir.

Kaynak: http://www.cevreonline.com/emisyon/hava_etkiler.htm
 
Havai fişeklerin alerjiye neden oldukları iddiası ise kapsamlı bir laboratuar çalışmasını gerektirmektedir. Fakat yapılan bilimsel çalışmalara göre bununda mümkün olmadığı görülmektedir.

Alerji
Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. Alerjinin belirtileri de; şahsa göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile mesele kendiliğinden çözümlenmiş olur.

İnsanların, çok sayıda tehdide karşı korunmak üzere yaratılmış çok karmaşık bir savunma sistemi vardır. Bu tehditler arasında mikroorganizmalar (örn. bakteriler, virüsler ve parazitler), kimyasal maddeler ve hatta kanser yer alır. Bu savunma sistemi ya da tıbbi adıyla bağışıklık sistemi, karmaşık bir biçimde birlikte görev yapan farklı tipte ve çok sayıda hücrelerden ve özel proteinlerden oluşur ve kendi hücrelerimizi (öz) zararlı hücrelerden (yabancı) ayırt edebilmemizi ve dolayısıyla anormal ya da saldırgan hücreleri yok etmemizi sağlar. Bununla birlikte, bazen bağışıklık sistemi zararsız maddelere karşı da tepki gösterir ve sonuçta oluşan alerjik reaksiyon çevre dokulara zarar verir.

Bazı kişilerde alerji gelişirken diğerlerinde gelişmemesinin nedenini bilmesek de alerjilerin ailesel bir temeli olduğu kesindir. Bu kalıtımsal alerji eğilimine atopi adı verilir.

Atopi, alerjik bir hastalık gelişmesine yönelik kalıtsal bir yatkınlığın olmasıdır. Yakın gelecekte atopiden sorumlu genlerin (gen, DNA'dan oluşan genetik kodumuzun küçük bir kısmıdır) belirlenmesi olasıdır.
Atopik kişiler, çevrelerinde alerjen olarak etki gösterebilen maddelere temas ettiklerinde aşırı miktarda alerji antikoru (IgE) üretebilirler.

Kaynak: http://www.thehealthnews.org/Alerji/

Yanma ve patlamalarda meydana gelebilecek el-yüz yaralanmaları konusunda ise, korsan olmayan gösterilerde sertifikalı kişiler tarafından gerçekleştirilen atışlarda böyle bir şey söz konusu dahi olmamaktadır. Gerekli keşif ve güvenlik önlemleri alınmadan, atışı gerçekleştirecek kişi de atışı üstlenen organizatörde risk almamaktadır. Şu ana kadar usulüne göre düzenlenen hiçbir gösteride böyle bir olay yaşanmamıştır.



Havai Fişek gösterilerinin büyükbaş-küçükbaş kümes hayvanları ve evcil hayvanlar üzerindeki etkilerinin;
a- patlamaların hayvanlarda tedirginlik yarattığı, patlama anında gelişigüzel koşmaya başladığı, bu stresten dolayı hayvanlarda et ve süt veriminin düştüğü, kümes hayvanlarında yumurtlama veriminin düştüğü, kedi ve köpeklerde huzursuzluk yaşandığı ve bölgeye gelen göç hayvanlarında azalma olduğu iddia edilmektedir. Bu konuda açıklama yapabilir misiniz?
Bu iddia hangi ölçümlere dayanmaktadır bilinemez fakat böyle bir gözlem yapıldı ise bunun bir veteriner hekim tarafından sebeplerinin detaylıca araştırılması gerekmektedir. Göç hayvanlarını ise tehdit eden en büyük etken ise sulak alanların hızla azalmasıdır. Göçmen kuşların azalma nedeni yalnızca 8-10 dakikalık gösteriler değildir. Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Sn. Prof. Dr. Ali Erdoğan Manavgat bölgesindeki kuşlar ile ilgili bir proje yürütmektedir. Bu proje ile ilgili bir toplantıda yaptığı konuşma aynen şu şekildedir;

“Birçok göçmen kuş hava akımlarını kullanarak ve havada süzülerek uzak mesafeleri kat ederler. Mesela Leylekler 2000 metreye yükselir ve ondan sonra hava akımlarını kullanarak süzülerek mesafeleri aşarlar.
İnsanlar müdahale etmedikçe kuşlarında Biyolojik denge içersinde bir görevi bulunmaktadır. Mesela doğanın çöpçüleri Akbabalardır. Bir Şahin’ in yılda 1000 – 1.500 fare tükettiğini söyleyebiliriz. İshak kuşu ( Baykuş ) gündüz uyur ama geceleri fareleri avlar ve yerler. Kira kuşu, İbibik, Tepekli Toygar, Çayır Taş kuşu, böcekleri yerler. Kuşlar oldukça zeki hayvanlardır. Alet kullanabilirler. Kışın Yaz aylarında sakladıkları yiyecekleri bulabilirler. Türkiye’ de 453 çeşit kuş türü bulunmaktadır. Avrupa’ da bu sayı 570 çeşittir. Yılan Boyun ve Kelaynak kuşları yarım asırlık bir zaman diliminde Ülkemizde soyları yok olmuştur. Toy uçan en ağır kuş türüdür. Erkeği 17- 18 dişisi 5- 6 kg. ağırlığındadır.Dikkuyruk, Burdur gölünün simgesi haline gelmiştir. Burdur gölünde yaşar ve Burdur gölünün Dünya’ ya tanıtılmasında faydalı olmuştur. Angıt, tek eşli kuşlardır. Eşlerine çok bağlıdırlar. Eşini kaybederse kendiside intihar ediyor.
bölgesidir. Ancak bölgedeki inşaat baskısı nedeniyle yok olma tehlikesini taşımaktadır. envanteri hazırlama projesi Belediye ve Üniversite işbirliği ile müşterek olarak organize ediyoruz.
Kuşların neslinin yok olma noktasında önemli bulduğumuz sorunları da şöyle sıralayabiliriz;
Sulak alanların bir takım gerekçeler ile kurutularak başka amaçlarla kullanılması,
Özellikle tarım sektöründe bilinçsizce kullanılan kimyasal tarım ilaçları,
Bilinçsizce katliama varan tarzda yapılan avlar.

Tabii doğal olarak bunların bir çözümü bulunmakta olup temel sorunun Eğitim olduğunu ifade edebiliriz.” sözleriyle konuşmasını tamamlayan Konuşmacı Konuğumuz Prf. Dr. Ali Erdoğan’ a kuşların yok olmasında en fazla hangi faktör öne çıkmaktadır diye bir soru yöneltildi. Konuşmacımız Sulak alanların kurutulması ile bölgede kuşların yaşayabileceği ortamı yok ettiğimiz için bundan çok etkileniyorlar diye bilgi verdi.
Kaynak: http://www.antalya-rotary.org.tr/2002/bulten/07112002.htm

Havai Fişekleri fauna elemanları üzerindeki etkilerinin;
a- göçmen kuşların göç olayını gece yaptıkları ve patlama neticesinde rotalarını şaşırdıkları,
b- kuşlarda stres ve buna bağlı ölümler olduğu,
c- aşırı ışıktan etkilenen kuşların gözlerinde görme eksikliği oluştuğu ve uçuş sırasında yüksek binalara, tepelere, elektrik tel ve direklerine takılarak öldükleri,
d- üreme başarılarının azalarak popülasyonun azalmasına neden olduğu,
e- özellikle yarasaların bölgeyi terk ettikleri, bundan dolayı zararlı böcekler ile biyolojik mücadele tabii tohumlama yapılımının sekteye uğradığı,
f- caretta-caretta ve chelonia mydas türü kaplumbağaların stres altına girmesi ve yuva yapmadan direk suya geri gitmeleri veya yönlerini şaşırarak kumsal dışına çıkmaları ve savunmasız kalmaları, yeni yavruların sesten korkarak yönünü bulamadığı ve yönünü şaşırarak öldüğü,
g- bazı balık larvalarının ışıktan etkilenerek gelişim bozukluğu ve ölümlerin olduğu iddia edilmektedir. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Yine balıklar ile ilgili sorunun kaynağına indiğimizde aşağıdaki durum ile karşılaşıyoruz;

“SES ve DENİZ CANLILARI - II
Hüseyin SELEN – SUMAE

Sualtı Gürültüsünün Deniz Yaşamına Etkisi

Sualtı sesinin balıklara etkisi ilgilenilen bir konudur çünkü balıklar sesi avlarını bulmak, avcılarından kaçınmak ve sosyal ilişkileri için kullanırlar. Sesin balıklar üzerine etkisini araştıran çalışmalar sınırlıdır. Daha çok sesin deniz memelileri üzerine etkisi üzerinde çalışılmıştır. Deniz memelilerini doğada çalışmak daha kolaydır, bunun nedeni onların düzenli olarak yüzeye çıkma zorunda olmalarıdır. Yüzeye çıkmaları onların ses için davranışsal tepkilerini ölçülebilir yapmaktadır.
Denizdeki Ses Kirliliği

Denizlerdeki gürültü kirliliği, onun özelliğinden dolayı uluslararası olarak ilgilenilmesi gereken bir problemdir. Yoğun sualtı gürültüsü hava tüfekleri, gemi trafiği, yırtıcı hayvan kovucu araçlar, yüksek güçlü ve diğer ticari sonarlar, askeri ve endüstriyel kaynaklar tarafından üretilir.

ABD Ulusal Kaynakları Koruma Konseyi yetkililerine göre gemilerden gelen sonar dalgaları, deniz kuvvetlerince gerçekleştirilen tatbikatlar, ses dalgaları yayan şamandıralar ve hatta bilimsel deneyler, deniz canlılarını tehdit ediyor. Araştırmacılara göre, ivedi önlem alınmaması  halinde "çevresel bir deniz kazası" kaçınılmaz olacaktır. Kurumun önerdiği önlemlerin başında ise "sessiz gemi" teknolojisi geliyor.

Kaynaklar
Evans, H. D. 1998. The physiology of fishes second edition. CRC Press, New York.
Tavolga, W. N. 1977. Sound production in fishes.
Benchmark Papers in Animal Behavior V.9.
Dowden, Hutchinson & Ross, Inc. Auburn University - Research in Fish Acoustics Cornell University News - Humming Fish Research
Fish, M.P., and W.H. Mowbray. 1970. Sounds of Western North Atlantic fishes. Johns Hopkins Press, Baltimore, MD. 205 p.
Kay, S. 2001. Scientists Seek New Medicines From the Ocean (includes Toadfish facts). National Geographic News, August 7, 2001.
Adam, D. 2002. Herring aid (mormyrid electric fish research). Nature News Service, January
9, 2001.

Kaplumbağalar ile ilgili yaptığımız araştırmalarda ise daha vahim sonuçlara ulaşmış bulunmaktayız. Öncelikle Caretta Caretta cinsi kaplumbağaların yaşamlarına kısaca bir göz atalım;

Üreme

C.C’lar kabukları 50 cm’yi geçmeden cinsel olgunluğa erişirler. Diametre cinsinden 40–42 mm olan yumurtalar med zamanı bırakılır. Yumurtalar kirletilmemiş ve iyi süzülmüş kumullardaki ya da otlu bitki örtülerindeki yuvalara bırakılır. Dişi kıyıya gelir ve gelgitin oluşturduğu yükseltiye tırmanıp orada durur, daha sonra sığ bir çukur açmak için burnunu toprağa sürter. Çukur kazılıp yumurtalar çukura bırakılınca, kaplumbağa arka ayağının tırnaklarıyla yuvayı kumla örter. Kuluçkaya yatma 31–65 gün arası sürer. Genellikle yuva başına 120 yumurta vardır ve dişi 13 günlük aralarla kuluçkaya yatar. Dişi kıyıdaki yuvaya sadece bahar ve yazları geceleyin gelir. Dişi genellikle her yıl mevsim başına 3–4 kere yuva yapar. Yuvadaki yavrular genellikle bu zamanlarda yumurtadan çıkar ve yavrular yaşamlarındaki tek karasal yaşamı bırakıp hep birlikte çabucak denize giderler.
Günlük Aktiviteleri
C.C.’ların olağan bir gününün beslenme ve dinlenme ile geçtiği bilinmektedir. Kuluçka sezonunda güneydoğu ABD’de yapılan araştırmalar C.C.’ların yuva bulunan kumsal, kıyıdaki resifler ve diğer kayalıklarda düzenli davranışlar sergilediğini göstermiştir. Çiftleşme ve /veya beslenmenin bu bölgelerde gerleşleştirildiği tahmin edilmektedir. Kuluçka dönemi dışında, kaplumbağalar yüzlerce, hatta binlerce mil öteye göç edebilmektedir. C.C.’lar derin sularda yüzeydeyken ya da kıyı yakınlarındaki sularda dipte uyuyabilmektedir. Birçok dalgıç kayalıklarda kaya altında uyuyan kaplumbağa görmüştür. Yumurtadan yeni çıkan kaplumbağaların ise tipik olarak yüzeyde süzülerek uyudukları ve bu sırada ön ayaklarının sırtlarının üstüne doğru kıvrıldığı kaydedilmiştir.



Yumurta Bırakma ve Gömme Koruma ve Yönetim
C. Caretta’nın da içinde bulunduğu deniz kaplumbağaları, bu türlerin durumları ve önemi kavrandıkça yakalanmalarını ve satışlarını yasaklayan, habitatlarının korunmasını da sağlayacak kanunlarla korunmaya çalışılmıştır. C. caretta, Uluslararası Tehlike Altındaki Türler Kongresinde (CITES) Ek 1’de listelenmiştir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir çok ülke bu antlaşmayı imzalamıştır. Yuvalar ve dişiler sahillere giren araçlardan korunmalıdır. Çünkü bunlar kumu sıkıştırabilir veya yavruların içinden çıkamayacakları izler bırakabilirler. Ayrıca bu araçların gece kullanılması da dişilerin bu sahillere gelmesini engelleyebilir. Plaj temizlemede kullanılan ağır mekanize temizleme araçları, yumurtlama mevsiminde yumurtlama plajlarında kullanılmamalı veya zarar vermeyecek boyutlarda işletilmelidir. Yumurtalar üzerindeki kaçak avcılığın, predosyonun ve erozyonun yüksek olduğu bölgelerde yeni yapılanmış yuvalar, korunmuş kuluçkalıklara taşınabilir buralarda acilen yuvalara tekrar gömülür ya da nemli plaj kumu ile doldurulmuş kutularda inkübasyona bırakılabilir. Bu tip uygulamaların yaratacağı durumlarda, yöntemin taşıdığı bazı risklerden dolayı dikkatli planlama yapılması ve yürütülmesi zorunluluğu vardır. Deniz kaplumbağalarının korunmasında kullanılan bir başka metot da yavruları ilk dönemlerinde yüksek olan predasyonlardan korunabilecekleri büyüklüğe kadar ulaştırmaktadır. Konu ile ilgili araştırmacılar tarafından habitat korunmasından sonra bu metodun kullanılması gerektiği savunulmaktadır. Bu yöntem özellikle Chelonie mydas, Eretmochelys imbricata, Lepidochelys kempii populasyonlarını arttırmak için dünyanın değişik yerlerinde kullanılmıştır. Yavru kaplumbağaların korunması için, yavru kaplumbağalar üzerindeki predasyonun azaltılması, plaj ışıklandırmalarından kaynaklanan yanlış yönelmelerin önlenmesi, kirleticilerin ve besin olarak nitelendirebilecekleri plastiklerin denize ulaşmasının engellenmesi gerekmektedir. Balıkçılıkta kullanılan ağlarla rasgele yakalanmaların ve ölümlerin yüksek olduğu bölgelerde “Kaplumbağa Dışlayıcı Aygıt (TED)”ların kullanılması balıkçılıktan kaynaklanan ölümleri azaltacak bir yöntemdir. Bu yöntem özellikle ABD’de balıkçılıktan kaynaklanan ölümlerin yüksek olduğu bölgelerde kullanılmış, ergin ve ergin öncesi kaplumbağaların kurtulmasını sağlamıştır.
Kaplumbağa yaşamını tehdit eden faktörler:
Deniz kaplumbağaları yaşamlarının büyük bölümünü denizde geçirmekle birlikte, nesillerini devam ettirebilmek için üreme kumsallarına son derece bağımlı olan canlılardır. Bu tip kumsalların insan eliyle farklı amaçlar için işgal edilmesi ( turizm amaçlı faaliyetler, kum alımı, otlatma, tarım için kumsalların toprak ile örtülmesi vs. ) ve artık Türkiye , Yunanistan ve Kıbrıs gibi birkaç ülkede sınırlı kalması bu bölgelere yumurta bırakan kaplumbağaların nasıl yavaş yavaş yok olmaya mahkum edildiklerini ortaya koymaktadır. Ayrıca, deniz ortamında gerek ergin, gerekse yavrularını trol vb. ağlarla balıkçılar tarafından tesadüfi yakalanmaları da kaplumbağa yaşamını tehdit eden önemli bir sorundur.
Çözüm ve Öneriler:
Yüksek yuva yoğunluğuna sahip üreme kumsallarını olumsuz yönde etkileyecek yatırımlardan kaçınılmalıdır.
Gerek turizm amaçlı gerekse bu amaç dışı yapılanmalarda, özellikle deniz kaplumbağası üreme mevsimi olan Mayıs-Ekim aylarında aydınlatma ve gürültü ile ilgili tedbirlere önem verilmelidir. ( Karayolları aydınlatması, çadır ve karavan kampingleri, otel, ev vb. )
Kumsallarda, doğal yapıyı bozucu her türlü kum ve çakıl alımı önlenmelidir.
Üreme kumsallarına büfe, restoran vs. sabit tesisler kurulmamalıdır.
Gece kumsallar insanlar tarafından kullanılmamalı, araba, motor, bisiklet vs. araçların üreme kumsallarına girmesi engellenmelidir.
Plaj şemsiyeleri toprağa gömülmeyen türden olup yumurtlama bandının gerisinde kullanılmalıdır.
Alıntı: http://sci.ege.edu.tr/~sukatar/Caretta%20Caretta.htm


Yukarıdaki bilimsel makalede de görüleceği gibi aslında kaplumbağaları rahatsız eden etkenler yine insanlar ve insanların havai fişek dışındaki faaliyetleridir. Bu konuda birkaç haber gözümüze takıldı;

Ölü bir Caretta Caretta bulundu

 Antalya'da Manavgat Irmağı'nın denize döküldüğü nokta olan Kum mevkiinde ölü bir Caretta Caretta bulundu.
Antalya'nın Manavgat ilçesinde Manavgat ırmağının denize döküldüğü nokta olan Kum mevkiindeki Boğaz Plajı'na yaklaşık 70 kilogram ağırlığında ölü bir Caratte Caretta vurdu. Turist taşımacılığı yapan tekneciler tarafından bulunan Caretta'nın sabah saatlerinde canlı olduğu, daha sonra ise öldüğü bildirildi. Kafasına aldığı darbe ile yaralanmış olarak sahile çıkan Caretta'nın sol arka ayağının kopmuş olduğu gözlendi.Ölü Caretta Caretta, turistlerin ilgi odağı oldu.
(AK-SÇ-OK-Y)
(İhlas Haber Ajansı) 27.06.2008 19:57 [1420902



Ölü Caretta sahile vurdu
Antalya'nın Manavgat ilçesinde Manavgat ırmağı ile denizin birleştiği nokta olan kum mevkiinde ölü Caretta Caretta bulundu.

Sahile vuran yaklaşık 50 kiloluk ölü Caretta Caretta görenleri üzdü. Büyük olasılıkla bir teknenin motoruna takılarak parçalanmış olabileceği tahmin edilen Caretta caretta'yı çevredeki vatandaşlar karaya çıkartırlarken carettanın sağ arka bacağının koptuğu, baş kısmında yara olduğu görüldü.

Manavgat'ta Boğaz Plajı'na vuran ölü caretta caretta turistlerin ilgi odağı oldu. Caretta carettanın balıkçı ağlarına takıldığı tahmin edilirken, ölü caretta caretta turistlerin ilgi odağı oldu. Öğlen saatlerinde Boğaz Plajı açıklarında görülen caretta caretta, denizde yüzen vatandaşlar tarafından kıyıya çıkartıldı. Ölü caretta caretta'nın etrafı bir anda meraklı turistlerle dolup taşarken, çevredeki çocuklar ölü caretta caretta ile fotoğraf çektirmek için büyük gayret sarfetti. Vatandaşlar ölü caretta caretta'nın yanında fotoğraf çektirirken sahilde bulunan bazı çocuklar caretta carettaya dokunarak yakından tanımaya çalıştılar. 

 Hakan Tankaya - heryerdenhaber / Antalya-Manavgat

13:21  29 Haziran 2008
Antalya'da Manavgat Irmağı'nın denize döküldüğü nokta olan Kum mevkiinde ölü bir Caretta Caretta bulundu.
Antalya'da Manavgat Irmağı'nın denize döküldüğü nokta olan Kum mevkiinde ölü bir Caretta Caretta bulundu.
Antalya'nın Manavgat ilçesinde Manavgat ırmağının denize döküldüğü nokta olan Kum mevkiindeki Boğaz Plajı'na yaklaşık 70 kilogram ağırlığında ölü bir Caratte Caretta vurdu. Turist taşımacılığı yapan tekneciler tarafından bulunan Caretta'nın sabah saatlerinde canlı olduğu, daha sonra ise öldüğü bildirildi. Kafasına aldığı darbe ile yaralanmış olarak sahile çıkan Caretta'nın sol arka ayağının kopmuş olduğu gözlendi.
Ölü Caretta Caretta, turistlerin ilgi odağı oldu.
http://www.lpghaber.com/Olu-Caretta-Caretta-Sahile-Vurdu--haberi-86650.html

Caretta'ya işkence

Kaş ilçesi açıklarında boğazına takılmış dev kancayla su yüzeyindeki meyve sandığına misinayla bağlanmış Caretta Caretta türü deniz kaplumbağası bulundu. Hayvanseverler, araç kiralayarak yaşam savaşı veren hayvanı tedavi edilmek üzere Dalyan'a gönderdi. 

Hayvanseverler yaralı deniz kaplumbağası için araç tuttu.




Manavgat'ta ise bir bacağı kopmuş, başında derin bir yara olan ölü Caretta Caretta bulundu. Tekne turu düzenleyen denizciler hayvana büyük ihtimalle su sporları yapan bir teknenin çarptığını söyledi.
Sera adlı teknesiyle Kaş'ta günübirlik deniz turu düzenleyen Salih Sarıcı, Kaş Limanı çıkışında nesli tükenmekte olan Caretta Caretta türü bir deniz kaplumbağası görünce, görüntü çekmeleri için müşterilerini uyardı. Daha iyi görüntü alsınlar diye hayvana biraz daha yaklaşan Sarıcı, Caretta Caretta'nın dalmaya çabaladığını, ama başaramadığını görünce iyice yaklaştı. Hayvanın boğazına, kılıç balığı avında kullanılan yaklaşık 2 parmak uzunluğundaki kancanın saplandığını, onun da misina ile su yüzeyindeki bir meyve sandığına bağlanarak ‘duba' haline getirildiğini gören bir turist suya atladı. Caretta Caretta'yı bağlayan misinayı bıçakla kesen hayvansever turist, iple bağlayarak tekneye çekilmesini sağladı. Tekneyi hemen kıyıya döndüren Sarıcı, hayvanı Sahil Güvenlik ekiplerine teslim etti. İlçedeki bir veterinerin müdahale ettiği, ancak kancayı çıkarmayı başaramadığı ağır yaralı Caretta Caretta, hayvanseverlerce kiralanan özel bir araçla su dolu bir teknenin içerisinde tedavi edilmek üzere Muğla'nın Dalyan Beldesi'ndeki Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi'ne gönderildi.
Antalya'nın Manavgat İlçesi'nde Manavgat Irmağı'nın denize döküldüğü Boğaz Mevkii'nde ise sol arka ayağı kopmuş, başında ise büyük bir yara olan ölü bir Caretta Caretta bulundu. Irmakta tekne turu yapan denizciler, hayvana büyük ihtimalle bölgede su sporları yapılan süratli teknelerden birinin çarptığını söyledi.
Kaynak: Radikal /29.06.2008 

Havai Fişeklerin kültürel ve tarihi dokuya etkilerinin;
a- çok sayıda havai fişeğin aynı anda ve art arda atılması ve gösteri yoğunluğu nedeni ile tarihi kalıntıların zarar görmesi (bu zararlardan ilki yüksek ses desibeli nedeni ile eserlerin stabilitelerini yitirmeleri ve diğeri ise havai fişekten eser üzerine yağan kimyasalların renk ve doku değişimine yol açmaları) olduğu iddia edilmektedir. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Kültürel ve tarihi dokulara zarar vermek için en az 100 dB(A)’ nın üzerinde uzun süreler gürültü yapılması gerekmektedir. Bunu ancak tarihi mekanlarda disko, bar, konser gibi organizasyonlar ile sağlamak mümkündür. Bu konuda bilimsel literatür incelendiğinde tarihi eserlerimizi tehdit eden birçok faktör ile karşılaşıyoruz;

Prof.Durugönül: ''Tarihi eserler zarar görüyor''
Mersin Üniversitesi Kilikia Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Serra Durugönül, tarihi mekanlarda pop ve rock müzik konserleri düzenlenmemesi gerektiğini açıkladı.
Durugönül, Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki tarihi ve turistik mekanlarda, ülkenin tanıtımı amacıyla verilen pop ve rock konserlerinde alkol tüketiminin de serbest bırakıldığını söyledi.
Durugönül, ''Tarihi yapılar yıpranmalara doğal değişimlerin yanı sıra insanlar da neden oluyor. Özellikle pop ve rock konserleri, kalıntıların yapısını zayıflatan etkenlerin başında yer alıyor. Dinleyiciler kalıntıların üzerine oturabiliyorlar, dans ederken alkolün etkisiyle mozaiklere basabiliyor" dedi.
"Klasik müzik konseri verilmeli"

Binlerce insanın aynı anda tarihi alanda dans etmesinin tahribatı arttırıp, eserlere zarar verdiğini belirten Durugönül, arkeoloji camiasının tanıtım uğruna yapılan bu etkinliklere olumsuz baktığını söyledi.
Durugönül, tarihi mekanlardaki konser organizasyonlarında tercihin klasik müzikten yana olması gerektiğini vurguladı.
''Kızkalesi konserlerinde önlemler alınsın''

Durugönül, Mersin Üçüncü Uluslararası Müzik Festivali kapsamında, kıyıya yaklaşık 200 metre uzaklıkta bulunan Kızkalesi'nde verilecek konserler konusunda da uyarıda bulundu.
Yakın zamanda kalenin kuzeybatısında bulunan kulenin aniden çöktüğünü anımsatan Durugönül, "Bütün tarihi mekanlarda bu tehlike var. Ekim ayında kalede konserler verilmesi planlanıyor. Çok sayıda insanın kale içine girmesi büyük tehlike. Bu durum kalede hasara neden olabilir. Hemen olmasa da bir müddet sonra diğer kulelerde de çökme olayı yaşanabilir. Gereken önlemler alınmalı" dedi.

CNN Türk
http://www.arkitera.com/v1/haberler/2004/05/25/zarar.htm

Tarihi eserlerimizi 'güve' kemiriyor!

Dolmabahçe Sarayı'nın yüzde 60'ını güveler yedi. Yüzlerce yıllık paha biçilmez eserleri de tahrip eden haşerat yüzünden saray çökme tehlikesiyle karşı karşıya.
Saraylar ve müzelerden sorumlu TBMM İdare Amiri, DSP İzmir milletvekili Hakan Tartan, Dolmabahçe Sarayı başta olmak üzere birçok tarihi eserin güvelere yem olduğunu açıkladı. Tartan, saraylarlarla, içindeki paha biçilmez eşyaların yüzde 60'ının güveler tarafından yenildiğini söyledi.
Avrupa'da inceleme yaptı.
Hakan Tartan, Londra ve Paris'teki saraylarda inceleme yaptıktan sonra AKŞAM'a ilginç açıklamalarda bulundu. Depremlerin de tarihi yapılara zarar verdiğini hatırlatan Tartan, zararın korkunç boyutlarda olduğunu vurguladı.

Balon sistemi ile koruma

'Haşerattan kaynaklanan zarar yüzde 60 oranında. Bu tahribat, ya sarayın tamamen çökmesine ya da çökme noktasına gelmesine neden oluyor' diyen Tartan, şöyle devam etti: 'Önlem alınmazsa 5 yıl sonra büyük çökmeler yaşanır. Sadece Dolmabahçe Sarayı değil, diğer mekanlar için de aynı şey geçerli.' Tartan, bazı ülkelerde kullanılan 'balon' sistemiyle haşeratın zehirleneceğini, bu yöntemin en az 100 yıl yapıları koruduğunu sözlerine ekledi

Cengiz GÜVEN
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2000/01/03/guncel/guncel10.html
Tarihi yapılara güvercin tehdidi
ADANA (A.A)

Kent içindeki tarihi yapıların çevresinde, yemleme yapıldığı için yoğun olan güvercinlerin dışkılarıyla tarihi eserlerin fiziksel yapısına zarar verdiği belirtildi. Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Serdar Girginer, içerdiği amonyak ve ürik asit nedeniyle güvercin dışkısının tarihi yapılara zarar verdiğini, bu nedenle Londra, Basel, Venedik gibi görkemli tarihi yapıları olan kentlerde güvercinleri beslemenin yasaklandığını anımsattı.
Yapılan araştırmalara göre Venedik'in 6 kilometrekarelik tarihi merkezinde 40 bin güvercinin yaşadığını belirten Girginer, “Dışkılarıyla binalara zarar verdiği gibi tarihi mekanların ve meydanların güzelliğini olumsuz etkileyen güvercinlerin yılda yaklaşık 10 kilo dışkı ürettiği biliniyor” dedi.
Girginer, Londra Belediyesi'nin de Trafalgar Meydanındaki binlerce güvercinle mücadele amacıyla yemcileri kaldırırken, ek önlem olarak, güvercinleri korkutup kaçırmak için eğitimli şahinleri şehre bıraktığını hatırlattı.
Geçen yıl Almanya'nın Essen kentinde “Birinci Şehir Güvercinleri Konferansı”nda katılımcıların, giderek büyüyen güvercin sorununu tartıştıklarını ifade eden Girginer, şunları kaydetti: “Bu konferansta çıkan sonuca göre gelecek 10 yılda, şehir güvercinlerinin dünya genelinde sayılarının 400 milyon daha artacağı öngörülüyor. İsviçreli bilim adamı Haag-Wackernagel'in bu konuda yayınladığı araştırmasında ise güvercin nüfusunun artışı ile onları beslemek arasında doğru orantı olduğu vurgulandı. Wackernagel'in araştırmasına göre, İsviçreli bir kişi ölünceye kadar güvercinlere yılda 12-15 ton arasında yem veriyor. Güvercin nüfusundaki hızlı artıştan Avrupa'nın yanı sıra ABD'deki kentler de yakınıyor. ABD'nin Los Angeles kentinde güvercin nüfusunun artması üzerine yetkililer, güvercinlere gebelik önleyici ilaçların verileceği bir programı uygulama kararı aldı.”
Girginer, özellikle Hollywood bölgesinde sayıları giderek artan güvercinlerle mücadele kapsamında, yumurta gelişimini engelleyen bir doğum kontrol ilacının, güvercinler için çatılara konulan yemlerin arasına yerleştirildiğine dikkati çekti.
Girginer, ABD'de mücadele çalışmaları kapsamında, 2003 yılında, güvercinleri korkutsun diye Manhattan'daki bir parka eğitimli şahin bırakıldığını, ancak şahinin, evcil bir köpeğe saldırması üzerine programın kaldırıldığını belirtti.

TÜRKİYE'DE DE SIKINTI OLMAYA BAŞLADI
Girginer, tarihi yapıların çevresinde kuşlara yem atıldığını, para kazanmak adına yapılan bu uygulamanın hem görüntü kirliliği yarattığını hem de tarihi yapılara zarar verdiğini belirtti. Güvercinleri beslemekle onlara iyilik yapılmadığını anlatan Girginer, şunları kaydetti: “Tam tersi hayvanlara eziyet. Sabahtan akşama kadar tıka basa yemlendiklerinden, boş vakitlerini çiftleşerek geçiriyorlar. Seri şekilde ürüyor, yuva bulamıyorlar. Bu kuşları muhtelif meydanlarda, cami avlularında tıka basa yemlemek anormal şekilde çoğalmalarına yol açıyor. Yem aramak gibi bir dertleri olmadığı için, zamanlarını çiftleşip üremekle geçiriyorlar. Kuş popülasyonunun arttığı Türkiye'de de kent içindeki tarihi yapıların yanında yem atılmasını önlemek gerekir. Çünkü, eserlerde ciddi tahribatlar, güvercin dışkısının gübre etkisi nedeniyle taş duvarların arasında yeşillikler çıkıyor.”
Girginer, tarihte de güvercinlerin sorun yarattığını, ancak, zamanla bu konuyla ilgili farklı çözümler geliştirerek, zararın yarara dönüştürüldüğünü belirtti.
Roma döneminde Kapadokya bölgesinde yumuşak kayaçlara güvercinlik yapıldığını anımsatan Girginer, “Bunların amacı kuş dışkılarının zeminde toplanması. Aynı oluşumların yanında yine ana kayaya bu dışkıların yanması için silolar oyulmuş. Bu işlemlerdeki amaç çok kuvvetli ve yararlı olan bu çeşit gübreyle üzüm bağlarında kaliteli üzüm alınması ve kaliteli şarap yapılması” dedi.
26.05.2008
http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=26.05.2008&i=119267

Tarihi yapılarda yangın
Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç: “Tarihi yapılarda yangın güvenliğinin sağlanması konusu, özellike İstanbul’umuzda bulunan birbirinden değerli tarihi yapıyı korumak ve gelecek kuşaklara aktararak, milli kültürümüzün güzelliklerini paylaşmak açısından çok önemlidir. Her geçen gün sayıları hızla azalan tarihi değerlerimizi, bilimsel çağdaş yöntemlerle korumaya almak, bu doğrultuda dünyada seyreden araştırma ve geliştirme çalışmalarını izlemek, geçmişimize ve geleceğimize saygımızın ifadesi olacaktır.”
Tarihi yapılarda, yapıyı yangından korurken tarihi özelliklere zarar vermemek için kurallara sıkı sıkıya bağlı olmamalıdır. Bu çalışmada verilen hususlar genel önlemler olup, yangın güvenliği sağlanacak yapıya özgü sistemlerin seçilmesinde, yangın korunum mühendislerinin ve sanat tarihi uzmanların müşterek kararı aranmalıdır. Unutulmamalıdır ki; tarihi yapılar normal yapılar değildir ve normal yapılara uygulanan kurallar burada uygulanamaz. Alınacak önlemler yapının tarihi özellikleri ve kullanım amacına uygun olmalı, yapıda hiçbir değişikliğe neden olmamalı, hasar vermemeli, taşıyıcı sisteme yük getirmemeli, bakım ve onarım gerektiren sistemler kullanılmalı ve kullanılan söndürme malzemeleri içerideki eserlere zarar vermemelidir.

Kaynak: http://www.floor.com.tr/yangin.htm

TARİHİ YAPILARDA ZARAR YAPAN YABANCI OTLARLA MÜCADELE HAKKINDA İLGİLİ KURUMLARA TEKNİK BİLGİ VERİLDİ.
Tarih: 28.05.2008 Saat: 11:01

İlimiz sur, han, hamam, çeşme, camii, medrese, hisar, saray gibi pek çok tarihi yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Genellikle Bizans ve Osmanlı dönemlerinden bu yana ayakta kalan bu yapılarda çeşitli yabancı otlar ve ağaçlar gelişmekte; gerek kökleri gerek gövdeleriyle taşları çatlatmak ve taşlar arasındaki harçları aşındırmak suretiyle tarihi eserlerimize zarar vermektedirler.
Müdürlüğümüz Bitki Koruma Şubesi Yabancı ot ve Parazit Bitkiler birimi elemanlarınca yapılan gözlemlerde tarihi yapılara zarar veren yabancı otlar arasında incir, kokarağaç, akasya, yapışkan otu, aslan ağzı, kirpi darı, yabani hardal, yabani havuç, hindibağ, çitlenbik, sarmaşık vb. bitkilerin bulunduğu tespit edilmiştir.
 
Bu yabancı otlarla ‘’Total herbisit’’ diye adlandırılan zirai ilaçlarla ne zaman, nasıl ve hangi dozda mücadele edilebileceğine dair İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğüne,İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne ve Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Daire Başkanlığına teknik anlamda bilgi verilmiştir.
Kültür miraslarımız olan tarihi yapılarımızı ve eserlerimizi korumak ve onları gelecek nesillere taşımak en önemli görevlerimiz arasındadır.

Fotoğraflarda bazı tarihi yapılarımızda çıkan yabancı ot ve ağaçların oluşturduğu zararlar görülmektedir.

 


  http://www.istanbultarim.gov.tr/istanbultarim.gov.tr/mdl.php?name=News&file=article&sid=140